İstanbul Gezi Yerleri

Uçak Bileti » İstanbul Uçak Bileti » İstanbul Gezi Yerleri

Gezilecek Yerler

İstanbul Uçak Bileti

Tarihi Yarımada

Burada görülmesi gereken birçok yer var. Topkapı Sarayı’ndan çıktıktan sonra, hemen yan bahçesindeki Arkeoloji Müzesi’ne gidin. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Çinili Köşk’te hizmet veren müzede, geniş bir koleksiyon var. Ressam, arkeolog Osman Hamdi Bey’in kurduğu müzede; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Erken, Orta ve Geç Bronz, Helenistik, Roma ve Bizans dönemi eserleri sergileniyor. Müzeye eklenen 4 katlı yeni bina, 1991 yılında açıldı. Ana müzeye, ana bahçeden ulaşılan iki yapının de devreye girmesiyle, Yakın Doğu Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi de eklendi. Müzeden çıktıktan sonra, Gülhane Parkı’yla Topkapı Sarayı’nın arasında kalan Soğukçeşme Sokağı’na çıkın. Burada eski Osmanlı sokaklarının sevimli havasını soluyabilirsiniz. 80’li yıllarda restore edilen ve pansiyon haline getirilen birbirine bitişik evlerde, alışveriş yapılabilecek küçük dükkanlar da bulunuyor. Sokağın bitiminde Gülhane Parkı’yla karşılaşacaksınız. Yeni düzenlenmiş haliyle şık bir parka dönüşen Gülhane, yürüyüş yapmak ve Boğaz’ın iki yanını içine alan manzarasına karşı çay içmek için ideal. Park içinde Tanzimat Müzesi var. Gülhane Hattı Hümayan’u olarak adlandırılan Tanzimat Fermanı burada okunmuş.

Beyazıt

Sultanahmet’teki gezimizi tamamladıktan sonra Beyazıt’a doğru ilerleyebiliriz. Ancak önce bir şeyler yiyelim diyorsanız, doğru Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’ya. 1920’de kurulan ve ünü dünyaya yayılan mekanda, mutlaka köftenin yanında piyaz da yiyin. Yeteri kadar güç kazandıysanız, Çemberlitaş’a doğru ilerleyin. Karşınıza Bizans kentinin, Sultanahmet Meydanı’ndan sonraki ikinci büyük forum alanı Çemberlitaş Alanı çıkacak. Eskiden Forum Constantinus adı verilen alanı 35 metre yüksekliğindeki Çemberlitaş sütunu süslüyor. Asıl adı ‘Konstantin Sütunu’ olan ve 330 yılında yaptırılan sütun çeşitli depremlerde zarar gördüğü için çemberlerle koruma altına alınmış. Yolda sağlı sollu Sinan Paşa Küllüyesi ve Çorlulu Ali Paşa Külliyesi’ni göreceksiniz. Her birinin içinde şimdi gençlerin uğrak yeri olan kafeler var. Yürümeye devam ettiğinizde Kapalıçarşı’nın kapılarından birine rastlayacaksınız. Burada ünlü Sahaflar Çarşısı var. Bu çarşı Kapalıçarşı’yla Beyazıt Meydanı arasında bir geçiş noktası. Çarşıda, antika değeri taşıyan eski kitaplar kadar yeni kitaplar da bulabilirsiniz. Az ilerde Beyazıt Meydanı var. Bizans döneminde Forum Tauri (Boğalar Meydanı) olarak adlandırılan meydan, İstanbul Üniversitesi’nin görkemli kapısıyla büyülüyor. 19. yüzyılda Harbiye Nezareti olarak yaptırılan binanın bahçesinde, yangın gözetleme kulesi olarak kullanılan Beyazıt Kulesi var. 85 metrelik kule 1828’te yapılmış. Meydanın sağında yer alan ve 1506’da yapılan Beyazıt Cami, Osmanlı mimarisinin dönüm noktalarından kabul ediliyor. Mimarı Yakup Şah, Ayasofya’dan etkilenerek yapmış. Solunda yer alan Beyazıt Medresesi, şimdi Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ne dönüştürüldü. Burada Hz. Muhammed’in kabir toprağı, kabe örtüsü gibi kutsal emanetler sergileniyor. Laleli tarafında, bir önemli cami daha var: Şehzade Cami. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmed adına yaptırılan caminin mimarı, Mimar Sinan. Yapımı 1548’de tamamlanan, çift minareli caminin bahçesinde Şehzade Mehmed’in türbesi var. Aksaray’a devam eden yolda ise Beyazıt Hamamı’na ve artık Türkiyat Enstitüsü olarak kullanılan Hasan Paşa Medresesi’ne rastlayacaksınız. Bu yapılar da görülmeye değer...

Beyoğlu

Şimdi öteden beri İstanbul’da eğlencenin merkezi olan Beyoğlu’ndayız. Gezmeye, Galata’dan başlayalım... Venedik ve Cenevizliler’in kurduğu semt, uzun yıllar finans merkezi oldu. Günümüzde de bu özelliğini koruyan Galata’nın, mimari açıdan en ilginç binası; Bankalar Caddesi üzerindeki Osmanlı Bankası. Banka, Garanti Bankası’yla birleşince binanın içiçe geçmiş dört kasa dairesi müzeye dönüştürüldü. Müzede, bankacılık tarihi üzerine eserler sergileniyor. Tel: (212) 292 76 05 (Her gün 10:00-18:00 saatleri arasında gezilebilir) Dünyanın en eski ve en küçük tüneli de burada. Karaköy’ü Beyoğlu’na bağlayan tünel hala faal. İleride, İstanbul’daki ilk İslam eseri olan Arap Camisi’ni göreceksiniz. Çana benzer minaresiyle ilginç bir yapı. Küçük bir gezintiyle, bölgede bulunan dini yapıları görebilirsiniz. Aya Andrea Kilisesi, Panaghia Meryem Kilisesi, Ayios İoannis Kilisesi... Şimdi sıra Galata Kulesi’nde. 1348 yılında Cenevizliler tarafından yapılan kule, Osmanlı zamanında gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Şimdi içindeki lokanta ve cafesiyle, turizme hizmet ediyor. Yukarı tırmanıp (asansör de var) nefis manzaranın tadını çıkabilirsiniz. Bu civarda yine birçok dini yapı var: Neve Şalom Sinagogu, İtalyan Sinagogu, Sen Piyer Kilisesi... Galata’nın dar sokaklarından Bankalar Caddesi’ne inen sokaklardan birini müthiş güzellikte bir merdiven süslüyor. Türk filmlerine de platoluk eden bu merdivenleri Kamondo Ailesi yaptırmış. İstanbul’un modernleşmesine çok önemli katkıları olan ailenin adını taşıyan merdivenler Barok stili. Şimdi küçük Tünel Meydanı’na çıkıp, İstiklal Caddesi’ne doğru yola koyuluyoruz. İlk gezeceğimiz yer Mevlevihane Müzesi. 1975’te müzeye dönüştürülen Kulekapı Mevlevihane’sinde, semahane, derviş hücreleri, türbeler ve kütüphane var. Gösteri amaçlı sema ayinleri de düzenlenen müzeyi pazartesi hariç, 09:30-17:00 saatleri arasında gezebilirsiniz. Tel: (212) 245 41 41 İstiklal Caddesi üzerindeki yürüyüşünüze devam ederken, sık sık kafanızı kaldırıp binaların cephelerine bakın. Cadde, birçok art nouveau tarzı binayla donanmış. Kentin en eski pastanesi Markiz, geçtiğimiz yıllarda renove edilip yeniden açıldı. Duvarlar 1905’te Arnoux tarafından yapılan seramik panolarla süslü. Cadde üzerinde Santa Maria Draperis Kilisesi’ni, Dutch Şapeli’ni, St. Lois Şapeli’ni ve İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi Saint Antuan’ı da görebilirsiniz. Pasajları ve hanlarıyla ünlü cadde, tam bir alışveriş cenneti. Burada uygun fiyata, çok ilginç şeyler bulabilirsiniz. İstiklal Caddesi ve çevresine çekici kılan unsurların başında ise her türlü eğlence anlayışına hitap eden mekanlarla dolu olması geliyor. Burada türkü evlerinden rock barlara, salaş lokantalardan en lüks restoranlara, Çin mutfağından Osmanlı mutfağına kadar her zevke hitap eden restoran, cafe ve bara rastlayabilirsiniz. İstiklal’e gelmişken, Fransız Sokağı’nı da gezin. Cezayir Sokağı’yken yenilenen sokaktaki binalar onarıldı, birçoğu cafe ve restoran oldu. İstiklal’in başında, caddenin tek camisi Ağa Camisi’ni göreceksiniz. Karşısındaki sokakta ise Ermeni-Katolik Kilisesi var. Meşelik Sokak’ta ise 19. yüzyıl sonlarında yapılan, en büyük ve en görkemli kiliselerden biri olan Aya Triada’yı görebilirsiniz. Artık Taksim Meydanı’ndayız. Haftanın her günü, günün her saati cıvıl cıvıl olan meydan, gençlerin buluşma yeri. Meydanın simgesi, 1928’de açılan, heykeltıraş Pietro Canonica’nın yaptığı Cumhuriyet Anıtı. Orhan Pamuk’un dediği gibi, “Her çocuğun bu anıtın önünde bir fotoğrafı olmalı”... Anıtın tam karşısında ise, Taksim’in ikinci simgesi Atatürk Kültür Merkezi’ni görebilirsiniz.

Nişantaşı

Taksim’den Harbiye, Teşvikiye, Nişantaşı, Osmanbey, Şişli ve Mecidiyeköy üzerinden Etiler’e doğru yola koyuluyoruz. Karşımıza önce Taksim Parkı çıkıyor. Kısa bir mola için buradadaki çay bahçelerinde, yeşillikler içinde oturup, bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Divan Oteli’nin bulunduğu kavşaktan ilerleyin. Şişli Belediyesi’nin NATO zirvesi için yaptırdığı düzenlemelerle burası hoş bir yürüyüş parkuru oldu. Güzergahımız üzerinde İstanbul Radyosu’nun tarihi binası ve kentin ilk otellerinden Hilton var. Az ilerde Harbiye Askeri Müzesi’ni göreceksiniz. 1862 yılında inşa edilen binada Atatürk de eğitim görmüştü. Maçka yönüne doğru devam ediyoruz. Burada Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nu, Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nı, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nu görebilirsiniz. Az ilerde Maçka Parkı var. Yolun devamında Abdi İpekçi Caddesi’ne çıkacaksınız. Türkiye’de trendler artık burada belirleniyor. En iyi restoran, bar ve butikleri burada bulabilirsiniz. Son yıllarda semtin yükselen değer olması, Nişantaşı’nı Avrupa kentlerine benzetti. Kaldırımlara masalarını çıkartarak, Paris havası yaşatan mekanlar günün her saati ziyaretçi akınına uğruyor. Nişantaşı’na gidince, ‘taşları’nı da görmeden dönmeyin. Semtte 5 tane taş var. Teşvikiye Cami’nin avlusunda ve bahçe kapısı yanında, Nişantaşı-Ihlamur yolunda bir apartman bahçesinde, Harbiye Karakolu’nun önünde ve Valikonağı-Teşvikiye Caddesi kesişme noktasında. Teşvikiye Caddesi’nden Rumeli Caddesi’ne doğru ilerleyerek Osmanbey’i geçiyoruz. Son yıllarda yapılan düzenlemelerle Osmanbey de, yeni bir çehreye büründü. Burada da keyifle oturulabilecek birçok cafe var. Semtin ara sokaklarında tekstil toptancıları bulunuyor. Şişli’ye doğru ilerlerken sağda Atatürk Müze Evi dikkat çekiyor. Atatürk’e ait bazı eşyaların sergilendiği müze, pazartesi hariç her gün açık. Yolun tam karşısında Şişli Cami var. Devam edince, İstabul’un kavşak noktalarından biri olan Mecidiyeköy’e gidiyoruz. Şehrin dört bir yanına ulaşım sağladığından her daim kalabalık, gürültürü ve egzos kokulu! Burada Galatasaray Spor Kulübü’ne ait Ali Sami Yen Stadı bulunuyor. Zincirlikuyu Mezarlığını’nı solumuzda bırakarak Levent yönüne ilerlerken şehrin dokusu da değişiyor. Birbiri ardına yapılan gökdelenler, kente bambaşka bir silüet kazandırdı. İstanbul’un en elit kesiminin yaşadığı bölgede, bolca lüks alışveriş merkezi bulunuyor. Etiler semti ise eğlence hayatıyla Beyoğlu’nun en büyük rakiplerinden. 24 saat uyanık olan semtte, birçok gece kulübü var.

Boğaziçi

İçinden deniz geçen tek şehir olan İstanbul’u benzersiz kılan Boğaz’a iniyoruz şimdi. Kıyıdan ilerleyince sağda Çırağan Sarayı’nı görebilirsiniz. 1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından mimar Serkis Balyan’a yaptırılan saray, 4 milyon altına mal olmuş. Restore edilerek günümüze getirilen sarayda şimdi 5 yıldızlı Kempinski Hotel var. Çırağan Sarayı’nın karşısında büyükçe bir alana yayılmış olan Yıldız Sarayı var. Park içinde yer alan sarayda şehzadelerin kullandığı küçük köşkler, hayvanat bahçesi, tiyatro, marangozhane gibi yapılar varmış. 1994’te, tiyatroyla bitişiğindeki Gedikli Cariyeler Binası birleştirilerek Sahne Sanatları Müzesi’ne dönüştürüldü. Marangozhane ise Yıldız Müzesi yapıldı. Çok güzel bir orman içinde olan yapı grubu görülmeye değer. Sahil boyunca ilerleyince Ortaköy’e ulaşıyorsunuz. Camisi ve meydanıyla ünlü olan Ortaköy, günün her anı insan kalabalığına teslim. Küçük cafe ve çay bahçelerinin olduğu, gözleme, kokoreç, midye, kumpir satan büfelerin sıra sıra dizildiği, tezgahlarında her türlü takı ve aksesuvarın satıldığı Ortaköy’ü gezmek ayrı bir keyif. İstanbul’a her gelen mutlaka Ortaköy’ü görmeli! Ortaköy’ün komşusu Kuruçeşme, son yıllarda gece kulüpleriyle adından çok söz ettiriyor. Gündüz sakin olan semtte, yaz geceleri trafik curcunası yaşanıyor. Bu semti de geride bıraktığımızda, bir zamanlar çileğiyle ünlü olan Arnavutköy’e geliyoruz. Kazıklı yol sahil projesinin ardından yepyeni bir görünüme kavuşan semt, yürüyüş yapanların ve balık tutanların uğrak noktası. Arvanutköy’den sonra sıra Bebek’e geliyor. Badem ezmesiyle bilinen semt, popüler mekanları sebebiyle her daim cazibe merkezi. İstanbul gençliğinin severek gittiği semtin en büyük sorunu trafik sıkışıklığı. İlerlemeye devam edince, Fatih’in İstanbul’un fethine hazırlanırken Karadeniz tarafını güvence altına almak için dört ayda yaptırdığı Rumelihisar’nı göreceksiniz. Artık müze olan Hisar’da yaz geceleri konserler de veriliyor. Yol boyunca uzanan çay bahçelerinde dinlenebilir, ya da Hisar’a çıkıp manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Sahil boyunca ilerleyince ünlü işadamı Sakıp Sabancı’nın Atlı Köşkü’ne varacaksınız. Emirgan’daki köşk, artık dünyaca ünlü sergilere ev sahipliği yapan Sakıp Sabancı Müzesi’ne dönüştürüldü. Sahilden devam etmeyin, yukarı doğru tırmandığınızda ise İstanbul’a nefes aldıran alanlardan birine, Emirgan Parkı’na çıkabilirsiniz. Burada şehrin gürültüsünden uzak, kuş cıvıltıları arasında yürüyüş yapabilirsiniz. Sahil yolundan devam ettiğinizde ise İstinye’ye geliyorsunuz. Burada ünlü muhallebici Zeynel’de kısa bir mola verip kazandibi yiyin. Yola devam ettiğinizde yalılarıyla ünlü Yeniköy’ü, Kireçburnu’nu ve Tarabya’yı da görebilirsiniz. Büyükdere’den ileriye gittiğinizde ise İstanbul’dan ayrı bir parça gibi duran Sarıyer’e varacaksınız. Ege’de bir sahil kentini andıran Sarıyer, öyle bir-iki saatte keşfedilecek yerlerden değil! Balık pazarı, çarşısı, sahil lokantalarıyla, size kendinizi tatilde gibi hissetirecek bu semtin hakkını vermek için bir tam günümüzü ayırın! Boğaz, bu kadarla bitmiyor tabii ki! Karadeniz’e daha çok yol var. Bir de bu yolun karşı kıyısı var. Boğaz’ın Anadolu Yakası’nı süsleyen Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kavacık, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçe ve Anadolu Kavağı da mutlaka görülmeli! Ama artık bir başka gün...

Yeşilköy

İstanbul’a Atatürk Havalimanı’ndan gelenleri ilk önce Yeşilköy karşılar. Eskiden İstanbul’un sayfiye yeri olan Yeşilköy-Florya rotası şimdi en güzel semtlerinden. Bahçeli evlerin olduğu sakin, nezih bir köşe burası. Birçok tarihi köşkün de bulunduğu semtin çarşısı küçük ama sevimli. Burada Giritli dondurmacı Mustafa’dan mutlaka sakızlı dondurma yemenizi tavsiye ederiz. Eminönü’nden bu tarafa doğru gelirken, Marmara Denizi sizi yol boyunca hiç yalnız bırakmayacak. Yol boyunca, Ahırkapı Deniz Feneri’nden başlayan kent surlarını da görebilirsiniz. Yoldaki duraklarımızdan biri Kumkapı. İstanbul’un en eski eğlence merkezlerinden biri olan semt, son yıllarda niteliğini kaybetmeye başlamıştı. Yapılan iyileştirme çalışmalarının ardından hem yerli hem de yabancı turistler için cazip noktalardan biri haline geldi. Zeytinburnu’nu da geçtikten sonra karşımıza İstanbul’un Batı tarafındaki merkezi Bakırköy çıkıyor. Ataköy Marina’nın kurulduğu Bakırköy sahili, artık Fenerbahçe’yle yarışacak düzeyde. Sahilde şık restonranlar, keyif yapılabilecek birçok çay bahçesi var.

Ayasofya

Dünya kültür mirasının en büyük birkaç eserinden biri olan “Cami” önemini 1470 yıla varan tarihinden almakta. Yapıldığı dönemde dünyada kendisi kadar muhteşem bir eser daha insanoğlu elinden çıkmamıştı. İşte bu sebeple banisi Justinyen açılış töreninde ünlü Süleyman Mabedini kastederek “Seni yendim ey Süleyman!” demiştir.

Beyazıt Kulesi

Bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerdeki yapı (eski saray), II. Mahmut devrinde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak kullanılmıştır. Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için uzun süre varlığını sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için bu kuleyi yıktırmıştır ve kitabesine göre, onun emri ile, 1828 yılında Serasker Hüseyin Paşa tarafından o devrin mimari özelliklerini yansıtan, kagir bir kule yapılmıştır. 50 m yüksekliğindeki bu abide, belirgin kütlesiyle, kente karekteristik bir çizgi kazandırmaktadır. Ahşap bir merdivenle çıkılan yukarıdaki sahanlık, şehrin büyük bir kısmını kuşbakışı seyretme olanağı sağlar.

Cafer Ağa Medresesi

16.yüzyıl Mimar Sinan eseri. Bir sanat sever olan Cafer Ağa yaptırarak vakfetmiştir. Günümüzde Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından resim, müzik ve çeşitli el sanatları konularında kurslar verilmekte.

Çinili Köşk

Arkeoloji Müzesi karşısındaki iki katlı enteresan binadır. Fatih Sultan Mehmet' in Topkapı Sarayında yaptırttığı ilk binadır. 1472 Tarihli yazlık köşk, sütunlarla hareketlendirilmiş cephesi, eyvanlı terası ve kesme çini dekoru ile Selçuklu tesirinde bir erken Osmanlı örneğidir. Giriş duvarında uzun kitabe yer almıştır. Giriş bölümü, üzeri kubbeli bir mekan olup, yanlarda tonozlu odalar yer vardır. 13-19 yy. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik ve çiniler kronolojik sıralı sergilenmiştir 16 yy. İznik yapımı çiniler müzenin önemli eserleridir.

Fransız Sokağı

Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nin arka tarafında metruk halde bulunan sokaklardan birisiydi Cezayir Sokağı. Afitaş Yapım Şirketi ile Kültür Üniversitesinin ortaklaşa geliştirdiği "Fransız Sokağı" projesiyle kentsel dönüşümü sağlandı. Projeyle 1800'lerin sonu, 1900'lerin başı itibariyle yüzyılın değişimine tanıklık etmiş, farklı hayatların yaşandığı birkaç nesille birlikte gözden düşmüş binalar restore edildi, pembe ve sarı renklere boyahdı, tentelerle donatıldı. Kaldırım taşları yenilendi, bölgenin tamamı için özel bir müzik sistemi kuruldu. 4 gün 4 gece sürer açılışın ardından da İstanbul'un kültür, sanat ve eğlence yaşamındaki yerini aldı. Fransız Sokağı'nı süsleyen havagazıyla çalışan 100 yıllık sokak lambalarını Paris Belediyesi gönderdi. Yer taşları Paris'ten gelen mimarlarla çalışılarak düzenlendi. Sokağa adını veren Fransızlar, Beyoğlu'nda çok önemli izlere sahip. Zira Beyoğlu'ndaki ilk kahvehaneler, ilk oteller, ilk sinema ve tiyatrolar, 19. yüzyılda Fransızlar tarafından kurulmuş. Sokağın sol tarafındaki binaların tümü 1890-1910 yılları arasında İstanbul'da yaşamış Karaköy ve Eminönü rıhtımlarını inşa eden Fransız müteahhit mühendis Marius Michel'in imzasını taşıyor. Ayrıca ünlü Fransız ressam Al-bert Mille de 1950'li yıllarda bu bölgede yaşamış. Fransız kültürünü yansıtmayı hedefleyen sokakta, değişik tatlar sunan cafeler, restoranlar ve sanat merkezleri bulunuyor.

Galata Kulesi

Bizanslıların Cenevizliler aleyhine hareketlerine karşılık, Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Bölgeyi her türlü saldırıdan korumak için de bu kuleyi yaptırmışlardı. Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek çıkan bir taş merdiven vardır. Son yıllarda 1967'de restore edilmiş, içine asansör konmuş, diğer katlarına da lokanta yapılmıştır.

Kız Kulesi

İstanbulun sembolü olan Kız Kulesi, Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılan kule günümüzde turizme tahsis edilmiştir. Batı kaynakları burayı sevgilisi Hera'ya kavuşmak için yüzerken boğulan Leander'in kulesi olarak tanıtır. Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının yılan tarafindan sokulacağını rüyalarında gören İmparatorun, emniyette olması için genç kızı yerleştirdiği kule idi. Meyve sepeti içinde gelen yılan trajediye sebep olur.

Yerebatan Sarnıcı

Bizansın sayısız su sarnıçlarından belki en büyüğü. Ucu bucagı görünmeyen bir yer altı sarayı gibi yüzlerce sütünun arasından bakarken mistik bir ürpertiyle 1450 yıl önceki Bizanstan bir kesit göreceksiniz.

Büyük Ada

Bu ada, ilçe merkezidir. 420 hektar büyüklüğündedir. 2 mahallesi vardır. Eski adı Prinkipo’dur.. En yüksek yeri, Adaların da en yüksek yeri olan Yücetepe’dir (Aya Yorgi Tepesi). Çamlık ormanları, ahşap, kagir ya da ikisinin karışımı yapıları olan eski konakları , köşkleri ve sakin yaşamı ile bir güzellikler beldesidir. Ada evlerinde genelde ahşap olarak Romanya kerestesi, kagir bölümlerinde ise Sedefadası ve Büyükada taşocaklarından çıkarılan taş ve harman tuğlası kullanılmıştır. Ayrıca bahçe kapı ve parmaklıkları, dökme demirden dantel gibi işlenmiş olup, evlerin dış çevresi dönemin etkin üsluplarında, çok yoğun ve zengin süslemelidir. Padişah II. Abdülhamit tarafından (1876-1909) yaptırılan Hamidiye Camii, Osmanlı mimarisine örnek teşkil eder. Anadolu Kulübü’nün yanısıra Büyükada Su Sporları Kulübü (1985) ve “Olimpik Tesisleri ” ada için ayrı önem taşır. Aya Yorgi Manastırı Özellikle 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde bütün dinlerden onbirlerce kişinin ziyaret ettiği bir yerdir. Ünlü yazar Reşat Nuri Güntekin’in kaldığı ev de Büyükada’dadır. Doğal değerlerinin yanı sıra dünyanın en eski ve en büyük ahşap monoblok yapılarından biri olan Rum Yetimhanesi (Prinkipo Palas) ve çok sayıda özgün tarihi eser ve dini mimari yapılar adanın görülmesi gereken güzellikleridir.

Kapalı Çarşı

Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkanı ile dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı olan "Kapalı Çarşı" İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15. yüzyıldan kalma duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alışveriş merkezi haline getirilmiştir. Geçmişte burası, her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatın sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşıydı.Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkanları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. İstanbul'u ziyarete gelen turist grupları için alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük alışveriş merkezleri tarafından sağlanmaktadır.

Sultanahmet Camii

Çinilerindeki hakim renkten dolayı batılıların “Mavi Cami” adını yakıştırdıkları ünlü altı minareli cami 17.yy Sinan sonrası Osmanlı cami mimarisinin en güzel örneklerindendir. Ayasofya nasıl bir dünyaya meydan okuma ihtirasının ürünü ise, Sultanahmet Camii de adeta ona meydan okur gibi tam karşısında tüm görkemiyle yükselerek dünyaya Osmanlı Uygarlığının ulaştığı noktayı ilan etmektedir.

Çemberlitaş Hamamı

Çemberlitaş Hamamı Mimar Sinan'ın eseri olan hamam, birbirinin tamamen benzeri bir “çifte hamam” olarak tasarlanmıştır. Hamamlardan biri kadınlara, diğeri ise erkeklere hizmet vermektedir. Çemberlitaş Hamamı haftanın her günü 06:00-00.00 saatleri arası açık.

Anadolu Hisarı

Karadeniz'in tek çıkışı Boğaziçi'nin Asya kısmında yer alan hisar, 1390'lı yıllarında Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Karşı kıyıdakı Rumelihisarı ile birlikte Boğaziçi transit geçişinin tam kontrol altında tutulması sağlayan bu küçük kale, burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve civarı ile pitoresk bir manzara oluşturur.

Rumeli Hisarı

İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasındadır. Bizans'a kuzeyden yardım gelmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılmıştır. Üç büyük kule yapımını üstlenen Çandarlı Kara Halil, Saruca ve Zaganos Paşaların adlarıyla anılır.

Aya Yorgi Manastırı

Kayıtlarından elde edilen bilgilere göre Aya Yorgi Manastırı'nın inşa ediliş tarihi 1751'dir. Bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapıdır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi'dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.

Anadolu Kavağı

Marmara Denizi ile Karadeniz'in bağlantı noktasına hakim bir noktada konumlanan, Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi, mahallenin turiziminin ana dayanağıdır. Bir diğer turistik öğe de mahallenin balıkçı restoranlarıdır.

Şile Deniz Feneri

Karadeniz'deki kıyı emniyetini sağlayan iki fenerden biri olan Şile Feneri,Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1859 yılında yaptırılmış.

 

Yıldız Sarayı

Yıldız Sarayı, ilk kez Sultan III. Selim'in (1789-1807) annesi Mihrişah Sultan için yaptırılmış, özellikle Osmanlı padişahı II. Abdülhamit (1876-1909) süresinde Osmanlı Devletinin ana sarayı olarak kullanılmış olan saray. Günümüzde Beşiktaş İlçesi’nde yer alır. Dolmabahçe Sarayı gibi tek bir yapı halinde değil, Marmara denizi sahilinden başlayarak kuzeybatıya doğru yükselip sırt çizgisine kadar tüm yamacı kaplayan bir bahçe ve koruluk içine yerleşmiş saraylar, köşkler, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklar bütünüdür.

Dolmabahçe Sarayı

Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.Dolmabahçe Sarayı'nın kendine has, belirli ekollere giren bir mimari biçemi olmamasına karşın Fransız Baroku, Alman Rokokosu, İngiliz Neo Klasizmi, İtalyan Rönesansı karışık bir şekilde uygulanmıştır. Saray, batı anlayışıyla çağdaşlaşma çabaları içinde bulunan toplumun sanatta da batının etkisi altında kalarak, Osmanlı saray gereksinimlerini de dikkate alıp, o asır bünyesinin sanat atmosferi içinde yapılmış bir eserdir. Nitekim, 19. yüzyıl köşk ve saraylarına dikkat edildiğinde onların, içinde yaşanılan yüzyılın sanat olaylarına değil, toplumun ve tekniğin gelişmesini de anlattığı farkedilebilir. Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938'de sarayın 71 numaralı odasında hayata gözlerini kapamıştır.

Balat

Balat İstanbul'un Fatih ilçesinde Haliç kıyısında Ayvansaray ile Fener arasında bir semttir. Balat adı, muhtemelen "Palation" (saray) kelimesinin bozulmuş şeklidir ve surlardaki Blaherna Sarayı'na yakınlığından ötürü semt bu adla tanınmıştır.İstanbul tarihinde Balat'ın özel önemi, İspanya'dan gelen Yahudilerin burada yerleştirilmesi ve yakın zamanlara kadar buranın başlıca Yahudi mahallesi olarak varlığını sürdürmesidir.Yahudi evlerinden günümüze kalan örnekler mahallenin içlerine doğru çoğalır. Bunlar genellikle üç katlı, dar ön yüzlü, ikinci ve üçüncü katlarında cumba gibi çıkmaları olan binalardır.

Çamlıca Tepesi

Çamlıca Tepesi İstanbul Anadolu Yakası Üsküdar ilçesi sınırlarında yer alır. Büyük Çamlıca Tepesi (Sefa) denizden 268 m yüksekliktedir ve Nurbaba Tekkesi(Bektaşi) ve TV verici kuleleri burada yer alır.Çamlıca tesisler gerek doğal ve manzaralı bir konuma sahip olması gerekse hoş ve temiz havası yüzünden yerli yabancı turistlerin uğrak yeridir.

Miniatürk

Miniatürk ya da Minyatür Türkiye Park, Türkiye'deki çeşitli yapıtların maketlerinin sergilendiği 60.000 metrekareyle dünyanın en geniş alana kurulmuş minyatür parkıdır. Miniatürk, Haliç kıyısında bulunan eski bir park alanına kurulmuştur.

Yedikule Zindanları

İstanbul'un ve Türkiye'nin en eski açık hava müzelerinden birisidir.Yedikule, aslında adı gibi bir zindan oluşturmak amacı ile değil, Bizans'a misafir gelen kralları ve yabancı sarayların mensuplarını ihtişamlı bir şekilde karşılamak için yapıldı.Altın Kapı'yı bir zafer takı olarak dönemin Bizans İmparatoru Theodosius' inşa ettirdi. Theodosiustan sonra tahta geçen oğlu da dört tane yüksek gözlem kulesinden oluşan bir kaleyi kapı ile birleştirdi.İstanbul'un Fethi ile şehri eline geçiren Fatih Sultan Mehmet, yapıya üç kule daha ekler ve tam yedi tane kule olur. Ayrıca kaleye surlar da ekletip kuleleri bağlayan padişah, burada bir garnizon oluşturdu.

Haydarpaşa Garı

Haydarpaşa Garı, 1908'de İstanbul - Bağdat Demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak inşa edilen tren garıdır. Gar, TCDD'nin ana istasyonudur. İstanbul'un Anadolu yakasında, Kadıköy'de bulunur. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde Bağdat Demiryolu yanında İstanbul-Şam-Medine (Hicaz Demiryolu) seferleri de yapılmaya başlanmıştır.